31 Aralık 2010 Cuma

31 ARALIK - 2010 Biterken...


31 Aralık 2010.


Koskoca bir yıl bitiyor bu gece.
Kimileri için mutluluklarla kimileri için hüzünlerle dolu bir yıl oldu.
Her şeyden payıma düştü benim de.
Çok mutlu olduğum kalbimin deli attığı zamanlar da oldu,
Üzüntüden kahrolup çok ağladığım zamanlar da oldu.
Hastalıklar da oldu canımızı sıkan;
Sevindirici gelişmeler de oldu öbür yarımın işiyla alakalı.
Acı bir kayıp da yaşadık.
Mutlu cemiyetler de yaşadık ailece.
Hepsi için şükretmesini bildik.
Bugünümüz için,
Nefes alabildiğimiz an için şükrettik.


Benim için karmakarışık bir yıl oldu 2010.
Ama genel anlamda üzüntüyle gözyaşıyla geçen bir yıl oldu.
Geçen sene 2010 için dilediğim dileklerin hepsi olamadı malesef.
Kader bize herşeyi sunmadı.
Sunduklarına şükür.


Yeni şeyler öğrendim.
Kendime hediye kabul ettim öğrendiğim;uygulayabildiğim herşeyi.
Daha çok şükrettim.
Daha çok dua ettim.


Ben 2011' in çok ama çok güzel bir yıl olmasını diliyorum.
Kocaman ailemi-Z başta olmak üzere bütün dünya için;
Sağlık , huzur ve mutluluk diliyorum...


Dilediğimiz herşeyin gerçek olmasını diliyorum can-ı gönülden...


Bu gece kısmetse çok sevdiğimiz ailemizin bir kısmı bizimle olacak yuvamızda.
Yeni evimizde ilk yılbaşı soframız olacak.
Geçen yıl istanbuldaydık.


Bu yılbaşı bir yarımız eksik olacak ama kalplerimiz hep bir olacak,
Dualarımız , dileklerimiz bir olacak.
Canımın 3 parçası istanbulda;
Bitanem ablam, baldızını çok seven abim :)
Ve kuzucuğum ;
Kendi çocuğum olsa bu kadar severdim dedirten canım yeğenim;
Sizleri çok seviyorum ...
Sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum size...


Canımın bir parçası da Ankara'da tabi ki....
ve tabi O'nun kocaman ailesi...
Kalpler bir, dualar, dilekler gene bir olacak...
Seni daha doğrusu sizleri çok seviyorum bitanem...
Size de sağlıklı ve mutlu ve tabi ki ben'li bir yıl diliyorum... :))


2011'de kavuşmayı diliyorum canımın içiyle :)
2012'yi kendi yuvamızda karşılamayı diliyorum...


Ve son olarak ;
Nice Nice güzellikler dileyerek ;
Sağlık,mutluluk ve huzur dileyerek
Çok güzel bir yıl diliyorum....


Güle Güle 2010 ...

22 Aralık 2010 Çarşamba

Gözlerimi Kapatsam ...

dinliyorum...
dinleyemiyorum...


yanımdayken bile özlüyorum...
yanımdayken bile doyamıyorum...


özledim...

17 Aralık 2010 Cuma

Melekli Kolye


İki hafta üst üste Eminönü'ne gidince güzel güzel malzemeler de alıyor insan haliyle:)
önce taşları gördüm marputçular çarşısında bir vitrinde.
Resimde parlak,canlı çıkmamış.
Gün ışığı yetersiz;flaş fazla gelince gerçek rengini yansıtmamışlar ama ne yapalım.
Sonra melek figürünü aldım .
Zaten hep aklımdaydı o bu meleklerle kolye yapmak.
Biraz zincir biraz çivi.
İşte melekli kolye.
Ben çok sevdim.
Çok:)

Herkese mutluluk dolu bir hafta sonu diliyorum.
sıcacık bir bardak çay,nefis bir kurabiye ve kocaman mutluluklar eşliğinde :)

16 Aralık 2010 Perşembe

Kısa Kısa ...


*ben bu aralar biraz uzaklardayım kendimden.
 üzüntü de mutluluk da Yaradan da tabi ki
 ama gene de insan kafa yormuyor değil hiçbir şeye

*sağlığım gribimin hafif, atlatılabilir bir rahatsızlık olduğunu düşünürsek iyi çok  şükür.

* dikiş dikiyorum,örgü örüyorum,kurdele nakışında ilerleme kaydettiğimi görüyorum:)
  takı,incik boncuk uğraşacak birşeyler buluyorum işte kendime.

*camdan dışarı bakıyorum hava soğuk;
 Allah'a sıcacık yuvamı bana bahşettiği için şükrediyorum,
 ve sokaktaki; sığınaklara girebilmek için -4 dereceyi bekleyen insanlar için  dua ediyorum.

benim için sorun yok çok şükür.
kışa , soğuğa bayılan , kat kat lahana misali gezmekten mutlu olan bir insan için
kışı çook bile bekledik bu sene.

*bu arada bugün yerde ilk karı görmüş oldum.
 haftasonu istanbuldayken ben yağdı ama yerde hiç yoktu kaybolup gitti
 bi yağmur bi kar yapınca.
 zaten dün 10 günlük istanbul sona erip
 trakyama geri dönüş yaparken ayak bastığımda memleketimin toprağına
 sıcaklığın istanbula göre ne kadar düştüğü hissediliyordu.
 gözünü sevdiğimin karasal iklimi:)

*acaba çalışsam hayat nasıl olurdu diyorum.
  bazen içime şevkle dolan çalışma isteği yerini hemen aksine bırakıyor.

*içimde hep bi bekleyiş,
 hep bi umut,
 dilimde hep bi dua.


*yeni yıl geliyor ya;
 ben daha yılbaşı psikolojisine giremedim.
 ta tepeye koyduğum resimle kendimi etkileyebilir miyim acaba.

*içim geçmiş olamaz dimi daha yaş 24.
 sadece psikoloji bozukluğunun etkisi.

*sorun şu ki ben iki aydır tam tamına iki aydır sevgilimi göremiyorum.
 hafta sonu bolu dağı kar felaketleri kavuşmamızı engelledi:(
 zaten O'nun devam etmekte olduğu bir kursu var haftasonları.
 of of of yani...
 çok özledim...
 o da biliyo...
 o da çok özledi beni...
 ben de biliyorum...

*bloğuma yazı yazamıyorum/yazmıyorum.
 herkesi takip ediyorum.
 yorum bırakamasam da sık sık sevdiğim bloglara.
 takipteyim yani hala :)
 tek problem kendi bloğumla ve benimle alakalı.
 küsüyorum arada bloğuma.
 tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış misali :))

 **kısa kısaydı bu.

 umuyorum ki en kısa zamanda dönüş yapılır buralara.

 iyi geceler...

4 Aralık 2010 Cumartesi

Yolculuk


sabah 9 arabasıyla izmite gidiyoruz.
akşama kuzenimin nişanı var.
ben yola çıkmadan yoruldum.
ayrıca psikolojim de bozuk.
üstelik daha bavulum da hazır değil.
başımın ağrısı neden geçmek bilmiyor.
ben neden kötüyüm :s
ağlamak istiyorum.
herkes için haftasonu güzel geçsin.
benimki şimdiden iç açıcı değil zaten.
kendimi de katmadım zaten:s
evet bunalımdayım.
ve işin kötüsü farkındayım.

kendime not: annem yaklaşık bir veya iki saat önce,
balkondan girip evimize misafir olan bir uğur böceği gördü salon halısında.
ağzından çıkan ilk cümle ;
"hadi bakalım bize uğur getir."
hadi uğu böceği,lütfen...

2 Aralık 2010 Perşembe

özledim...

ben çok özledim...
sıktım kendimi.
ağlamiycam dedim...
ama tutamadım gözyaşlarımı...
ya çok özledim...
gerçekten...
çok...


Ne olur Allah'ım ne olur artık ne olur...

30 Kasım 2010 Salı

MiM

Enn Moda BRC'cum beni mimlemiş :)
Çok teşekkür ediyorum ve hemen başlıyorum :)

_En sevdiğiniz kelime: Huzur ... 

_Nefret ettiğiniz kelime:  ruh halime göre değişir :) bişey diyemeyeceğim o yüzden :)
_Ne sizi heyecanlandırır: Bazen tek bi söz :) Bazen tek bi satır :) Yani hissettirdiğine bağlı :)))
_Heyecanınızı ne öldürür: Asık suratlar, kararsız ve isteksiz cümleler,kem gözler ...
_En sevdiğiniz ses: O'nun sesi... tabi ki... :) 
_Nefret ettiğiniz ses: Sabah alarmı
_Hangi mesleği yapmak istemezsiniz: Veterinerlik ve cerrahlık
_Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz: Uçabilmek isterdim bi de ışınlanabilmek :) 
_Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz: Böyle iyiyim bin şükür :)
_Nerede yaşamak isterdiniz: ANKARA... Bloğumun adından da anlaşılacağı üzere :))
_En önemli kusurunuz: Hemen sinirlenirim ve o an ağzımdan çıkan hiçbir şeyin farkında olmam :)(ne kadar farkındalıklı bir cümle oldu :)
_Size en fazla keyif veren kötü huyunuz:  Gece yatmak bilmemek; Sabah da kalkmak bilmemek :) (teyzemin meşhur sözü :))
_Kahramanınız kim: :))))
_En çok kullandığınız kötü kelime: Beyinsiz :)
_Şu anki ruh haliniz: Garip  :)
_Hayat felsefenizi hangi slogan özetler: Slogan falan değil valla benim hayat görüşüm şu ki ;
nefes alabildiğin her ana; sana sunulan herşeye şükretmesini bileceksin.

_Mutluluk rüyanız: Sevgilimle son nefesimizi verene; Allah canla bedeni ayırana kadar elele huzur ve sağlık içinde yaşamak, sevdiklerimizle ve sevdiğimiz şehirde :)
_Sizce mutsuzluğun tanımı: Bi başına kalmak. 
_Nasıl ölmek isterdiniz: Huzur içinde...
_Öldüğün zaman cennete giderseniz Allah’ın size ne söylemesini istersiniz: .....
 
 
 Adet olduğu üzere ben de bu mimi bir başka Burcu'ya Moda Vesaire'ye yolluyorum :))

24 Kasım 2010 Çarşamba

Öğretmenler Günü



Başta canım annem ve babam olmak üzere;
 tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum.


23 Kasım 2010 Salı

Kara Orman Pastası



Bayram bitti ama bendeki miskinlik gitmedi.
Ben bloğa resim eklemeye,yazı girmeye üşeniyorum galiba:)
Bu enfes kara orman pastasını yapalı neredeyse 2.5 ay oldu.
Tarif yayınlandıktan bikaç gün sonra yapmıştım aslında :)
Tarif çok severek takip ettiğim Hünerli Bayanlar 'dan.
Tarif aslında pudingli kek in tarifi.
Ben sadece keki pişirdikten sonra Müge Hanım 'ın da dediği gibi ;
ikiye bölüp arasına ve üzerine krem şanti,vişne ve damla çikolata ekledim.
Böylece pudingli kek harika bir kara orman pastasına dönüşüverdi birden :)

Tarifin adresinde de denildiği gibi kekin hafif nemli bir yapısı var.
Ve bence kakaolu bir keke en yakışan özellik de bu.

16 Kasım 2010 Salı

Kurban Bayramınız Mübarek Olsun

Mübarek Kurban Bayramının Tüm İslam Alemi için hayırlara vesile olmasını

ve

bu bayram tüm inananların tüm dileklerinin gerçek olmasını dilerim...

Hayırlı Bayramlar...

11 Kasım 2010 Perşembe

Teyze Pudingi

Dün akşam üstü puding poşeti görünce
Teyzem gelsin bana tatlı yapsın diyen yavrum benim...
Canımın içi yeğenim...
Teyzesini tatlıyla özdeşleştiren ;
Canı tatlı isteyince ;
Teyzem gelsin yapsın diyen kuzum benim
Çooook özledim seni bitanem.
Kaç saat kaldı gelmenize
Du bi sayayım :)

Gelince yeni baskılarını yapıcaz sulu boyalarımızla.
Sakın unutma getirmeyi;
biliyorum unutmazsın ama  neyse :))

10 Kasım 2010 Çarşamba

9 Kasım 2010 Salı

Desenli Tunik




Bu kumaşı cumartesi aldım pazar hemen geçtim makinanın başına ve sonuç :)
Ne zamandır aradığım desenli kumaşları bulunca çok sevindim.
Tuniğin kumaşı sürekli boynuma sardığım paşmina şalların kumaşından.
Ve 50 kuruşa aldım :)





Her zamanki gibi bol çalıştım.
Bir de bayağı uzun oldu.
Annem içine bir kaç tane daha sen girer bunun niye bu kadar bol dikiyorsun dese de ben seviyorum :)
Model yanılmıyorsam Burda dergisi Ocak 2010.

7 Kasım 2010 Pazar

Ben Şimdi ...



Ben şimdi sevgilimle böyle yeşillikler arasında ,
Elimizde sıcacık çay termoslarıyla ,
Oturup havayı içime çekmek istiyorum.
Yüzümde güller açsın istiyorum gözlerimiz her değdiğinde gözlerimize ...
Mekan Ahlatlıbel de olabilir Gölbaşı da ...


ben şimdi istiyorum...

ben şimdi diliyorum...

6 Kasım 2010 Cumartesi

Blog Ödülüm



Sevgili Enn Moda yollamıştı bana bu ödülü.
Ama malesef benim o sıralar internete bağlanamama problemim olduğu için geç gördüm.
Tabi yayınlamam da geç oldu.
Burdan kusura bakma diyorum sevgili Enn Moda'ya :)
Aslında ödülün kuralı 15 kişiye yollamak ;
Ama ben zaten geç yayınlayabildiğim için
Herkes çoktan ödüllerini yayınladı.
O yüzden bu sefer takip ettiğim tüm blog sahibelerine yolluyorum.

5 Kasım 2010 Cuma

Ecevit ...



2006 5 Kasım 'ında aramızdan ayrıldı Ecevit...
Dedemle bir gün arayla ebediyete göçtüler tabi 7 sene arayla.
Ben hiç siyaset adamı olarak bakamadım O'na .
Nedense hep balcı dedeme benzettim onu.
Aslında hiç benzemiyorlardı.
Tek ortak noktaları ideolojileriydi.
Ve hep sanki ecevit benim dedemmiş gibi sevdim onu.
Hiç tanımadığım 3. dedem gibi.
Saçma gelebilir.
Ama ben öyle hissediyorum.
Cenazesine eskişehirden kalkıp gelmiştim.
Ne kadar çok ağlamıştım beşevlerde partinin önüne geldiğinde tabutu.
O gün Ankara'nın soğunda o kalabalık kortejin içinde biz de vardık ailece.
Sadece mezarlığa gitmemiştim.
Oraya da ertesi gün gitmiştim.

Karaoğlan...
Nur içinde yat...

Dedem... Balcı Dedem...

Canım dedem...
Öğretmen dedem...
Müdür dedem...
Balcı dedem...


Tam 11yıl bitti sen gideli...

Ben hala alışamadım...
Hala her gidişimde babaannemi ziyarete o hasta yattığın yatağa bakmak için
Arka odaya giderim kapıdan bakarım.
Ve hala içeri giremeyip kapıdan kafamı uzatıp kaçarım.
Sanki sen ordaymışsın gibi gidip seni görememek...
Sahi kaç sene giremedim ben odaya...

Bugün mezarlıkta o ilk oraya gidişimiz geldi aklıma seni orada bırakışımız...
Dayanamadım...

En küçük torunun...
Son göz ağrın...
En sevdiğin torunun...
Hep şımarttığın torunun çok özledi seni...

Huzur içinde uyu...

Hani derdik ya rüyalarım olmasa diye...
Nasıl da eğlenirdik söylerken..
................

3 Kasım 2010 Çarşamba

Deprem ve Korku

Bu sabah 5 e 10 kala o kadar büyük bir sarsıntıyla uyandım ki anlatamam.
Sanki biri yatağı tutmuş deli gibi sallıyordu.
Dolapların kapaklarından sesler geliyordu.
Yaşadığım korkunun tarifi yoktu.
DEPREM OLUYORDU !!!

Anne diye bağırdım ama sesim ne kadar çıktı bilmiyorum.
Yaşadığım paniği anlatamam.
O anda soğukkanlı olmak mümkün bile değil zaten.
Malesef ki.
Deprem bitince annem yanıma geldi biz ikimiz de ağlıyoruz babam bizi sakinleştirmeye çalışıyor.
Kalktık acaba istanbuldaki büyük deprem miydi bu diye.
Bekledik biraz.
Ablamları aramaya çekindik çünkü eğer deprem buralarda olduysa ablamı panik hale getirmeye gerek yoktu.
Kandillinin sitesinde henüz depremin kaydı yoktu.
10 15 dakika sonra ntv hemen alt yazı girdi.
Sonra spiker açıklama yaptı.
Depremin şiddeti 5.3' tü.
Merkez üssü Saros Körfezi açıklarıydı.
Çanakkele Gökçeada açıkları.
Yani burnumuzun dibi.
Normaldi bu kadar çok sallanmamız.

Titremem geçmek bilmedi gözlerimden akan yaşlar da durmak.
O kadar çok korktum ki.
Ya bişey olsaydı diye.
Biliyorum korkunun ecele faydası yok ama insan korkuyor işte.
Ya bişey olsaydı sevdiğimi düşündüm; ablamları düşündüm.
Anneannemle, babaannemi düşündüm.

Allah'ıma şükrettim hem de çok.
Bizi koruduğu için.
Ve dualar ettim bizi korusun ,tüm sevdiklerimizi korusun felaketlerden diye.

Bu kadarla atlattığımız için bu depremi şükürler olsun.
Ve Allah beterinden korusun...

2 Kasım 2010 Salı

Türk Kızılayı


29 Ekim 4 Kasım tarihleri arası Türk Kızılayı Haftasıdır.
Türk Kızılayı Türk milletinin ve hatta tüm dünyanın bir felaket esnasında her daim yanında bulunan maddi ve manevi desteğini esirgemeyen milletimizin gururu olan bir kurumdur.
(Türk Kızılayı ile bizim aramızda manevi bir bağ var :))

Türk Kızılayı seninle gurur duyuyoruz...

31 Ekim 2010 Pazar

Pazar Kahvesi



Bu sabah dün gece çok geç yatmama rağmen erkenden kalktım.
Kendime şaşırdım.
(hem de yeni saat uygulamasına göre)
Yumurtalı ekmek,bal,peynir ve çaya doydum:)
Üstüne mutfakta ufak çaplı bir temizlik.
Üstüne de bir cappiccuno bol köpüklü:)

Pazar kahvesi...
Pazar keyfi...

Bugün huzurluyum sanki.
Akşama anneanneme gidicem yemeğe,bizim ufaklık izmirden geldi ailece yemekteyiz anneannemde.
Tabi gene dedemsiz.
Alışmaya çalışıyoruz.
Alışamıyoruz.
Sahi cuma akşamı dedemi rüyamda gördüm.
O gece teyzemlerde kuzenlerle çok bahsettik ondan belki de.

Şimdi biraz daha evde oyalanıp anneanneme gidicez babamla annem çoktan gitti bile.
Bu gece ailece bir aradayız.
Aynı sofrada...

Herkese mutlu pazarlar...

Sevdikleriyle...
Uzak şehirlerde atan kalplerdeki aynı nefesleriyle...


30 Ekim 2010 Cumartesi

İnternete Bağlanamama

Tam 10 gün olmuş ben internete girmeyeli.
daha doğrusu giremeyeli.
Artık buralardayım :)
herkesi bi okuyayım,
bi de yazayım artık diyorum :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

BİZ, Cumartesi, İstanbul




BİZ ...
Cumartesi...
İstanbul...

ellerimdeki kokun...
gece boyu içime çektim hep...
doyamadım yine...

dua etmeye vakitleri yettiremedim yine...
Allah'ım bir an önce ne olur...

12 Ekim 2010 Salı

Süslü Babet



Cumartesi günü yeni babet aldım kendime.
Ama üstü çok sade olduğu için oturup süsledim.
Tül;kurdele ve takı malzemelerimden bulduğum yusufçuğu birleştirdim.
Ortaya bu sonuç çıktı.
Bugün dışarı çıkarken giydim gören herkes çok beğendi.
Benim yaptığımı öğrendiklerinde daha da şaşırdılar.
Maharet meselesi tabi :)
Ben çok sevdim süslü babetlerimi keşke bi de aldığım her ayakkabı gibi ilk giyişte vurmasalardı daha da güzel olacaktı ama neyse artık.
Ayaklarımla uyumu yakalayacaklar elbet.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Kestane Kebap



Kestane kebap yemesi sevap ....
demişler :))

kestane tamamdı bu gece
eksik olan tek bir şey ki .....

8 Ekim 2010 Cuma

Kestane,Sahlep ve KIŞ...

Hava çok soğudu...
O bayıldığım mevsim geldi...
KIŞ...
Erken geldi bu sene ama iyi ki geldi...




Kestane mevsimi de geldi tabi...
Sevgilimle istiklalde kestane yemek istiyor şimdi canım...
O' na sımsıkı sarılarak...
Ağzımıza birer kestane atıp birbirimize bakıp gülümsemek istiyorum...

Bi de sahlep istiyorum.
Acaba evde var mı.
Varsa hemen yapmalıyım.

Bi de az  önce kanal d'de haykıracak nefesim kalmasa bile diyordu tüm kanal d camiası.


Ben de bağırmak istiyorum ;


Haykıracak nefesim kalmasa bile...
Ellerim uzanır olduğun yere...
Gözlerim görmese ben bulurum yine...
Kalbim durmuşsa inan çarpar seninle...

ve sonra sevgilime kocaman sarılmak istiyorum....

6 Ekim 2010 Çarşamba

Yakası Dantelli KırmızıTunik




Bu tuniği kalıpsız yarasa kollu çalıştım.
Daha önce kuzenime de daha oyuk yakalısını yapmıştım.
Kumaş fazla olunca kendime de yaptım hemen.
Yaka kısmını sade istemediğim için şal gibi pileler doladım yaka boyunca kenarına da dantel geçtim.
Aslında incecik bir kumaş ama zaten üstüne hırka giydiğim için hiç sorun değil.
Siyahlı kırmızılı eşarbı beline obi kemer gibi sarınca da çok şık duruyor.
Sonuç olarak rengine bayıldığım içime sinen bir tunik :))

4 Ekim 2010 Pazartesi

Fiyonk Yakalı Bluz



Uzun zamandır fiyonk yakalı bir bluz istiyordum.
Nedense böyle bluzlar benim çok hoşuma gidiyor.
En sonunda dikmek kısmet oldu.
Gene bol çalıştım.
Üzerime yapışan giysilerden pek hoşlanmıyorum çünkü.
Kumaşı pazardan almıştım 1 liraya :))
1 liralık bluzum :))
Güle güle giyeyim :))

Herkese sağlık ve mutluluk dolu bir hafta diliyorum... 

2 Ekim 2010 Cumartesi

İyi ki Doğdun , İyi ki Varsın SEVGİLİM ...

Beraber Daha Nice Nice Sağlık, Huzur, Mutluluk Dolu Yıllara Bitanem...
Seni Çok Ama Çok Seviyorum...

İyi ki , iyi ki varsın...

30 Eylül 2010 Perşembe

Hasret Kaldım...

Akşam oldu hüzünlendim ben yine...

Hasret kaldım gözlerinin rengine...


(Müzeyyen Senar'dan...)

özledim...

28 Eylül 2010 Salı

Rahmi M. Koç Müzesi'nden

Bu haftasonu ablamlardaydım.
Cumartesi ablam ve küçük paşam Rahmi M. Koç Müzesi iskelesindeki Fenerbahçe Vapuru'nda çocuklar için düzenlenen bir etkinlikteydiler.
Etkinliğin bitmesine yakın beni arayıp fotoğraf makinesini unuttuklarını ve getirmemi istediklerini söylediler.
Ablamlar iki yıldır Koç müzesine çok yakın ikamet ettikleri halde gitmek kısmet olmamıştı.
Daha doğrusu sevgilimle gideriz diye hep erteliyordum.
Ama oraya kadar gidince içeri girmemek imkansızdı.


Bu kareler de Koç Müzesinden...








Müzedeki minyatür sergisinden...






atlı tramvay....



Koç Müzesi çok sağlam koleksiyonerlik sonucu toplanmış parçaların sergilendiği bir müze.
Ve gerçekten de harika bir müze.
Ben bu kadar geniş olacağını içeride bu kadar harika güzelliklerin beni karşılayacağını hiç tahmin etmemiştim.
Gerçekten emeği geçen başta Koç Ailesi olmak üzere herkesin ellerine sağlık...

23 Eylül 2010 Perşembe

Taşlı Yakalı Tunik




Bu tunik diktiğim ikinci tunikti.
Yani dikeli bayağı oldu.
Nedense bir türlü ekleyememiştim bloğa.
Sıra şimdiymiş demek ki.
Yarasa kol önden pileli daha önce çiçekli elbisemde çalıştığım modeli burada tunik olarak çalışmıştım.
Rengi pembe çıksa da aslında çok güzel bir mercan rengi.
Bu yaz o rengi çok sevdim ben.
Yakasına da azıcık süslü olsun diye taşlar diktim :)
Ben bu yaz bu modelle o kadar rahat ettim ki şimdi kışlık versiyonlara geçiş yapıcam koları uzatarak.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Son Söz Aşkın ve Ruh Hali



Çok sevdiğim Sihirli bu romanı okuduğunu yazmıştı.
Ve Sihirli yazdıktan 5 gün sonra başka bir kitap almaya gittiğimde tesadüfen bu romanı da görmüş ve almıştım.
Bu sabah saat 6'yı gösterdiğinde kitap bitmişti.
Gerçekten de tam eğlencelik bir kitap.
Bir masal tadında :)
Ama her ne hikmetse okuduğum her kitabın etkisinden kolay kolay çıkamayan bir süre kendini hala tesir altında hisseden ben bu kitapta da aynı hisleri yaşadım.
Tabi bu hislerde içimdeki deli gibi her geçen gün büyüyen özlemin yeri tartışılmazdı...
Bu sebepledir ki sabah kalktığımda yüzüm sirke satıyordu evde ne varsa balkondan aşağı fırlatmak kimseyle konuşmak istemedim.
Ama akşam anneannemde kalmıştım ve sabah teyzemle anneannem etrafımda fır dönerek bana kahvaltı sunuyorlardı.
Allah'ım dedim nasıl surat asabilirim ki bu insanlara ben :S
Sen kendi yüreğine as surat dedim kendime ...

Özetle içinde bulunduğum halet-i ruhiyeyi es geçersek eğlenceli, hoş ve romantik bir roman.

17 Eylül 2010 Cuma

Ablama Diktiğim Etek




Ablacığım kendime diktiğim çiçekli elbisenin kumaşını gördüğünden beri bana da böyle etek uçları sulu kumaş bulursan al deyip duruyordu.
Geçenlerde pazarda bu kumaşı görünce ablama gösterdim bayıldı:)
Hemen aldık.
Ve ben hemen diktim.
Kumaş parlak bir pamuklu kumaş.
Üstte çok şık bir duruşu var.
Güle güle giy ablacım :)

16 Eylül 2010 Perşembe

Kuzucuğa Nevresim Takımı


Kuzucuğun okulda uyku saati varmış.
Nevresim takımı istemişler.
Tabi teyzesi ne yaptı.
Hemen gidip onun beğenebileceği desenlerde kumaş aldı ve dikti.
Hem de hayatında ilk defa nevresim takımı dikmiş oldu.
Tabi kumaşı biçerken anneannenin yardımını alarak:)
Kuzucuk bayıldı bayıldı:))
Güle güle kullan yavrum.
İyi uykular sana :))

15 Eylül 2010 Çarşamba

Şimdi Okullu Olduk...

minik Prensim
canımın içi,
evimizin neşesi,
canımdan ötem biricik yeğenim...

Sen ne zaman büyüdün ? ...
Ne zaman 3.5 yaşında oldun? ...

Bugün kreşe başladın.
Başta annen ve sana dünyalar kadar çok emek veren anneanneciğin ve teyzen salya sümük...
Bu kreş mevzusu açıldığından beri ağlıyoruz.
Şu satırları yazarken bile akıyor yaşlar.
Kıyamadık hiç daha hala küçüksün sandık kreşe gitmek için,
Meğer büyümüşsün,
Meğer sen de yaşıtlarınla oynamaya açmışsın,
Meğer sen de okula gitmeye, hayatı, paylaşmayı, yeni bilgiler öğrenmeye açmışsın.
Her ne kadar anneannen, babaannen, iki deden de öğretmen olsa da sana yetememişler.
Yaşıtların lazımmış sana...

Bugün okullu oldun...
Teyzen hala inanamıyor senin büyüdüğüne...
Hala ağlayıp sızlanıyor.
Bugün on defa anneni arayıp durum raporu aldım.
-Gerçi normal günlerde de kaç defa arıyorum ne yaptığını öğrenmek, sesini duymak için :) abartıyor olabilirim ama ne yapabilirim :))-


kuzummmmmm....
seni seviyorum sarı tospağam...
kreş hayırlı olsun...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Hayırlı Bayramlar


Herkese şeker tadında sağlık, mutluluk, huzur dolu bir bayram diliyorum.
Bizim evde bu bayram buruk geçecek ama yapacak bir şey yok gidenlere dua edip kalanlara sağlık dilemekten başka...
Tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı hayırlara vesile olsun, kutlu olsun...
Allah tekrarını görmeyi nasip etsin herkese...
Hayırlı Bayramlar...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Geldin... Gittin...

4 Eylül 2010 Cumartesi :
geldin...
gittin...

ve ben özledim ...
evet gene şimdiden...

5 Eylül 2010 Pazar

Kadir Gecesi

Tüm müslüman alemi için hayırlara vesile olmasını dilediğim Kadir Gecesi mübarek olsun.

Yüce Rabb'im tüm inananların dualarını kabul etsin.

Hastalara şifa, dertlilere derman, olmayanlara para ve aş ve bizim gibi hasret çeken kullarına ise vuslatı nasip etsin inşallah...

Bin aydan daha hayırlı olan bu gecenin dualarla sabaha ermesini Yüce Allah'ın tekrarını bizlere nasip etmesini dilerim...

Hayırlı Geceler...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Serinlik... ohhhh...



EylüL geldi...


Bugün hava serindi... ohhh...
Nasıl özlemişim kışı...
Dün geceden belliydi zaten havanın soğuduğu.
Bu sabah soğuğa uyandım.
Nasıl seviyorum kışı...
Hiç bitmesin istiyorum.
Kalın kazaklar giymek, hırkalara gömülmek...
KIŞ en sevdiğim mevsim...
daha gelmedi gelmesine az kaldı ama :)
Bu kış istiyorum ki üzüntülerimiz hafiflesin...
Ailemizdeki hastalıklar yavaş yavaş terk etsin bizi...
Bir can verdik O huzur içinde uyusun bu kış...
Hayallerimize bir an önce kavuşalım bu kış...
Biz birbirimize kavuşalım bu kış...
Allah'ım tüm dualarımı kabul etsin inşallah...
Bak hava soğudu ya bugün sol yanımdaki boşluğun ne kadar belirgin oldu...
çok özledim seni....
bir kış günü aşık olduğum adam çok özledim seni...

29 Ağustos 2010 Pazar

Dedemi Kaybettik...

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Saat : 10.00

İşte tam bu saate ebediyete uğurladık dedemi.

İçim yanıyor.

İçimiz yanıyor.

Nur içinde yat canım dedem...

16 Ağustos 2010 :

iftara yarım saat kala yazlık evimizden şehir merkezindeki evimize gelmiştik.Annem haftasonu salça yaparken düşmüş dizi mosmordu. Yemekten sonra dizindeki ağrı çok olduğu için acile gitsek mi diye düşünmüştük.
Yemekten sonra babam içeri gitti ve hemen balkona döndü.
Gayet sakin hadi gidiyoruz dedi.
noldu hastaneye mi dedi annem ,istemiyorum boşver sabah gidicez nasılsa dedi.
yok dedi babam aynı sakinlikle babamı hastaneye kaldırmışlar.
benim alim ayağım doşatı annem de ben de panikledik.
ne olmuş dedik fenalaşmış dedi.
teyzem aramış anneannemlerin komşuları ilk teyzemleri aramış teyzem de bizi.
apar topar hastaneye gittik.
dedem acildeydi.
sıcaktan fenalaşmış, bi de soğuk su içmiş ciğerlerde problem var zatürre başlangıcı olabilir dedi doktorlar.
bir de yüksek ateş vardı ve neden kaynaklandığı bulunamamıştı.
o gece bi süre acildeydik.
dedeme oksijen ve serum verdiler.
sonra normal odaya çıkardık.
iyiydi.
konuştu bizimle.
o gece ve ertesi gece hastanede kaldı dedem.

18 Ağustos 2010 :
çarşamba günü akşamüstü ziyeretine gittiğimde hiç konuşmadı benimle.
hatta hiçkimseyle.
sırtını dönmüştü duvara.
seslendim.eniştem seslendi.
hiç ses vermedi.
anneannem ben de seninle aşağı kadar ineyim bacaklarım tutuldu dedi.
anneannem ben ve eniştem indik. marketten bişeyler aldık anneannem yukarı çıktı.
eniştem de beni kuzenimin iş yerine bıraktı.
kuzenim 6 da işten çıkıyor. beraber çıktık.
6'yı 10 geçe annem aradı.biz hastaneye gidiyoruz dedi.
dedim boşuna gitmeyin ziyaret 7'de.almazlar içeri.
yok gidiyoruz dedi.
bişey mi oldu dedeme dedim.
hayır dedi ama sesi kötüydü.
kuzenime dedim anneni ara nasılsa o hastanede bi de teyzem aşırı panik bi insan hemen söyler ne olduğunu.
teyzemi aramamızla hastaneye ışınlanmamız bir oldu resmen.
deden ağırlaştı demiş teyzem.
halbuki zatürre teşhisi konmuştu ama yüksek ateşinin neden kaynaklandığını bir türlü bulamıyordu doktorlar.
hastaneye gittiğimizde bizi odaya salmadılar. babam bekleyin aşağı geliyoruz özel hastaneye götürüyoruz dedeni dedi.
komşuları o gece dedemi devlet hastanesine götürmüşler.


- Allah komşularından razı olsun.
ben hayatımda öyle iyi kalpli öyle iyi niyetli öyle çıkarsız insanlar görmedim.
onlar olmasaydı belki dedemi o ilk fenalaştığı 16 ağustos gecesi kaybedebilirdik. -


biz kuzenimle kapıda babamları çıkmasını beklerken hastanenin cam kapıları açıldı önde eniştemle babam arkada anneannem ...
anneannem öyle bir ağlıyor ki...
hemen onunla dedem...
sedyede...
ağzında hortumlar...
karnı inip çıkıyor...
ağlayışlarımız feryatlarımız...
eniştem kuzenim ben babam hemen anneannemle dedemi transfer ettiğimiz hastaneye gittik.
annemler devlet hastanesinde çıkış işlemleriyle uğraştılar.
hastaneye vardığımızda dedemi hemen acile almışlardı.
yanında Trakya'nın en iyi beyin cerrahı olduğu söylenen bir beyin cerrahı vardı.
hemen yapılması gerekenler yapıldı.
ve dedemi acil bir şekilde tomografiye oradan da yoğun bakıma soktular.
biz anneannemle devlet hastanesinde aşağı indiğimizde saat 6 ya 20 vardı.
biz indiğimiz sırada dedem fenalaşmış teyzem hemen doktorları çağırmış.
dedemin hastaneye yattığı son iki gündür 38 derecede seyreden ateşi birden fırlamış.
doktorlar acilen beyin cerrahına göndermemiz lazım demişler.
dedemi tomografiye gönderdikleri sırada eniştemle kuzenim annemle teyzemi almaya devlet hastanesine gittiler.
babam işlemlerle uğraşıyordu.
biz yoğun bakım katına çıktığımızda dedemi çoktan yoğun bakıma sokmuşlardı.
doktorla bir hasta bakıcı çıktı içeriden.
doktor ateşinin çok yüksek olduğunu söyledi.
bana dedemin hastane sürecini birden seyre başlayan rahatsızlığını sordu.
yani pazartesiden çarşambaya kadar geçen süreci.
anlattım bi çırpıda.
doktor zaten dedemin doktoruydu da yani dedemi tanıyordu da.
.... bey'in ateşi çok yüksek ve sebebini henüz bilmiyoruz.
bugün geçirdiği bir sara nöbeti dedi.
gözlerimdeki şaşkınlığı dr. da fark etmişti.
iyi de dedim dedemde sara yok ki...
böyle yoğun ateş ve birden yükselen ateşin tek tanımı var o da sara dedi...
ayrıca pzt. akşamı yaşadığı da sıcaktan fenalaşma falan değil o da ilk nöbetmiş dedi...
resmen yıkıldım.
dedemde sadece panik atak vardı.
ve uzun süredir devam ediyordu .
- yaklaşık 10 yıldır. -
bir süre yoğun bakımda kalacak dedi dr.
anneannem bir kere göreyim dedi nolur dedi.
olmaz teyzecim yoğunbakıma kimse giremez dedi
ama o benim 60 yıllık kocam dedi anneannem...
içim yandı...
60 yıllık kocası...
ve biri içerde...
biri dışarda...
ve ikisi de yalnız...
biri çaresiz yatıyor.
ne halde olduğunu bilmiyoruz belki de can çekişiyor.
biri onun o çaresizliğine merhem dahi olamadağı için çaresizliğine yanıyor.
doktor dedi ki bu kadar yoğun ateş beyinde muhtemel bir zarara yol açmıştır.
açmaması imkansız.
bekleyip göreceğiz.

ama size şunu söyleyeyim ki DURUMU KRİTİK...
KENDİNİZİ HERŞEYE HAZIRLAYIN...
BİZ ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ...
AMA HERŞEYE HAZIRLIKLI OLUN...
HER AN HERŞEY OLABİLİR...


saat : 19.00 ' du...
18 ağustos 2010 saat:19.00
dedem yoğunbakıma girmişti...
ve o sadece filmlerde olan yoğun bakımdaki hastayı görebildiğin ufacık pencereler sadece filmlerde vardı malesef gerçek hayatta değil.

19 Ağustos 2010 :
19 Ağustos'ta dedem hiç kimseye tepki vermedi.yanından çıkan doktorların suratları hep asıktı.o gün sabah anneannemi sadece 5 dk.lığına içeri aldılar.

dedem hiç tepki vermemiş.

anneannem kahroldu.

akşamüstü tekrar aldılar anneannemi bu sefer annem de girdi anneannemle.

gene hiç tepki vermemiş dedem.
galiba son noktadayız dedik.
annem sakın umutlanma deden iyileşebilir diye Allah'tan ümit kesilmez ama deden bizi bırakabilir dedi.
hazırlıklı ol dedi...
ağlıyordu.... çaresizdi...
bahsettiği BABASIYDI...
DEDEMDİ...

eniştem babam teyzem herkes sakın çok umutlanmayın durumu çok kritik dediler.
ama gene de insan sevdiğine ölümü kondurabilir mi...
ona ölümü yakıştırabilir mi...


20 Ağustos 2010 :
20 Ağustos günü sabah anneannemi tekrar sokmuşlar yoğunbakıma bu sefer dedem konuşmuş anneannemle.
sıkıldım ben eve gidelim demiş.
sen nerde yattın ben burdayken demiş.
o kadar sevindik ki...
döndü bize dedik.
Allah'ım onu bize bağışladı dedik.
sonra o gün 16.00 da dr.un normal odaya çıkarıcaz demesiyle havalara uçtuk.
demek ki dedem iyiydi...
demek ki...
2 gün süren yoğun bakım sürecinde bir dk dahi dedemin başından ayrılmadık.
doktorların siz gidin yapacağınız bir şey yok demelerine rağmen;
yoğun bakımda yatan tek kişi dedemdi ve biz ailece bir dk dahi ayrılmadan o yoğun bakımın soğuk ürkütücü salonunda gece gündüz bekledik...
dedemi yoğun bakımdan çıkardıklarında göz göze geldik sedyeyle beraber yürüdüm hep...
dedecim iyi misin dedim.
başını salladı.
güldüm O'na...
bana öyle bir güldü ki...
hiç gitmiyor gözümün önünden o gülüşü o bakışı...
gözlerinin içi parlar ya şeker verdiğin ufacık çocuğun aynen öyle parlıyordu gözleri.
iyi misin dedim tekrar.
sağol iyiyim sen dedi...
çok net anlaşılmıyordu ama konuşuyordu...
dedem iyiydi....
bizimleydi...
artık yoğun bakım denilen o işkence odasında değildi çok şükür ki...
dedemi hastaneye götürdüğümüz o beş günde o kadar çok dua ettik ki...
o kadar çok yalvardık ki Allah'a...
özellikle yoğun bakıma girdiği gün.
Şükürler olsun Rabbimize dedik dedemi bize bağışladı.
ama odaya geçtiğimizde işler değişti.
dedem o kadar bitkindi ki o kadar bambaşkaydı ki...
içim yandı...
bizim O'nu o hasta yatağında görmemizi istemediği o kadar belliydi ki.
dayanılamayacak kadar acıydı gözlerindeki çaresizlik.
yürümek istedi.
doktorlar izin vermedi.
hep ayağa kalkmaya niyetlendi.
kaldırmadık, yürüyemezdi, gücü yoktu.
meğer son isteğiymiş bizden.
biliyorum kalkamayacaktı ama hala keşke yürüyebilseydi kadırsaydık son bi kez taşa basamadan yürüyemeden gitti dedeciğim diyorum ablama kuzenlerime.
odaya geçtiğimizde yemek getirdiler dedeme boynuna peçete serdim.
teşekkür etti bana...
o kadar kibar o kadar saygılı bir insandı ki dedem...
sonra bir ara yanında dururken elini uzattı bana...
elini tuttum 'kusura bakma' dedi...
yanımda yattığı için özür diledi benden iki kelimeyle anladım ben...
olur mu öyle şey sen iyileş eve gidicez bak bayrama ne kadar kaldı toplanıcaz gene dedim.
o gün odada ablamın oğluna kadar herkesi tek tek sordu dedem.
babamı sordu o sırada babam hastanede değildi.
eve gittim anneme birşeyler almaya babamla geri geldik hastaneye saat 8 di.
ve dedem bi saat içinde değişmişti sanki bakışları donuk donuktu.
dede dedim bak biz geldik.
küçük damadını soruyordun bak babam geldi dedim.
babam baba ben geldim dedi dedem döndü baktı babama ve kafasını çevirdi hiç tepki vermedi....
o an içime bi ateş düştü.
dedemin bakışları bir saat içinde değişmişti...
sanki ölüm geliyordu...
ama düşünmek dahi kanımızı donduruyordu...
o gece annemi ve anneannemi hastanede dedemin yanında bırakıp eve geldik.
hep dualar ederek...
babam bir ara dedi ki ölüm döşeğindeki hastanın başında Kur'an okunurdu.
bu doktorlar insanları yoğun bakıma koyarak onu bile yaptırmıyorlar dedi.
belki dedem yoğun bakımdayken can çekişiyordu nereden bilebiliriz ki ruhundaki değişimi...
o gece geçmek bilmedi bize...

21 Ağustos 2010 :
saat 09.37'ydi babam odanın kapısına sertçe vurup ..... kalk hemen hastaneye gidiyoruz dediğinde...
noldu diye yataktan fırladım ....
deden ağırlaşmış çabuk dedi.
6 dk içinde evden nasıl çıktığımızı hatırlamıyorum.
arabaya binerken ölmüş mü dedem dediğimi hatırlıyorum.
babam hayır dedi.
hastaneye gittiğimizde teyzem eniştem annem anneannem odanın kapısındaydılar.
herkes ağlıyordu.
annem kafasını salladı umut yok manasında...
olamaz dedim...
bekledik bir süre sonra teyzem aşağıdan bir su alalım ilacımı içeyim dedi.
aşağı indik suyu aldık ve eniştem yanımızda bitti.
teyzem babam dedi....
ben dinlemeden koştum yukarıya
dedem dedim ağlayarak annemleri gördüğümde...
kim ne dedi kime ne sordum hatırlamıyorum.
tek hatırladığım hastanenin merdivenlerine dedem diye ağlayarak yığılıp kaldığım...


sabah hemşireler kahvaltı getirmişler annem yiyemez süt getirir misiniz demiş.

ılık süt gelmiş.

annem 2 çay kaşığı vermiş içmiş dedem.

üçüncüyü içememiş.

ısrar etmemişler.

bi kaç dk sonra annem kapıdaymış anneannem .... yetiş baban nefes almıyor demiş.

annem odaya girmiş.

hemen babam nefes almıyor demiş odanın karşısındaki hemşirelere.

şans ki beyin cerrahı olan dedemin doktoru da o anda ordaymış.

bikaç dk içinde bir sürü makineler hemşireler ve tam 5 doktor girmişler odaya.

annemler dışarıda çaresiz...

biz gitiğimizde dedem son nefeslerini veriyormuş meğer.

biz teyzemle aşağı indiğimiz sırada doktor bey odadan çıkmış ve başınız sağ olsun demiş...

saat 10.00 du dedemi kaybettiğimizde...

21 ağustos 2010 saat 10.00


anneanneme hemen sakinleştirici iğne yaptılar bizi başka bir odaya aldılar.

bir süre sonra doktor anneannemle annemi dedemin yanına götürdü...

son kez gördüler dedemi o yatakta.

ben dayanamam diye babam salmadı beni.

yaklaşık yarım saat sonra dedemi çıkardılar odadan.

sedyede boylu boyunca yatıyordu her tarafından çarşafı sımsıkı sıkıştırmışlardı.

yüzü kapalıydı...

tıpkı filmlerdeki gibi...

bu sefer bir gerçekti yaşadığımız...

acı bir gerçek...

can yakıcı bir gerçek...

küçük teyzemler ve ablamlar şehir dışında olduğu için ve ikindiye yetişemeyecekleri için pazar günü öğlen namazına karar verildi dedemi defnetmek için.

eş dost akraba herkese haber verildi.

duyan herkes geldi anneannemlerin evine.

gözyaşları durmak bilmedi...

meğer dünkü iyileşmesi sonmuş...

son kez göstermiş bize kendini.

Allah'ıma şükürler olsun ki dedemi bize son kez gösterdi.

binlerce şükür....

22 Ağustos 2010

sabah saat 10 da başladı belediye hoporlörünün anonsu.

ardından camiden yükselen sela sesi...

saymaya başladı belediye görevlisi tek tek isimlerimizi...

en son biz torunlar...

.............. 'nın dedeleri...

........ ilkokulu eski müdürlerinden emekli öğretmen ..... ...... Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

dedemdi...

ölmüştü...

yoktu...

bi kaç saat sonra evin önüne ruhu sonsuzluğa karışan cansız bedeni gelecekti.

can nasıl dayanırdı bu acıya.

ve o saat geldi çattı.

saat 1'e geliyordu evin önüne indiğimizde.

cenaze arabası göründü.

dedeciğim bir tabut içinde.

merdivenlerin başına kurulan sandalyelerin üzerine koydular tabutunu.

sonra yüzünü açtılar feryat figan gözyaşı karıştı birbirine.

bir ara fenalaştım en küçük kuzenimle abim zor tutttular beni.

bütün kuzenler birbirimize sarılıp güç aradık birbirimizden.

annemlerin feryatları...

hele ki anneannemin....

..... nasıl bıraktın beni....

nasıl gittin ......

......................

son kez baktık dedeme...

uyuyordu sanki....

helallik istedi imam...

helal olsun dedik...

sonra camiye götürdüler dedemi.

kuzenlerimle hepimiz gittik.

halamın kızı da gelmişti yanımıza bize destek olmaya iyi ki gelmişti.

yoksa ablamla ben yığılıp kalırdık.

namazı kılındı dedemin...

ordan mezarlığa gittik...

kara toprağın altına sakladık O'nu...

mekanı cennet olsun...

nur içinde yatsın inşallah...

seni seviyorum canım dedem...

emanetin gözümüzün bebeği anneannem senin 60 yıllık karın emin ellerde sen ruhut uyu...

şu an hala ağlıyorum...

ne büyük bir acı bu...

annem hep derdi ki Allah sıralı ölüm versin kızım.

ne demek istediğini camiye bikaç ay önce bir tarfik kazasında 7 yaşındaki oğlunu kaybeden bir yakınımız geldiğinde anladımç

dedem tam 80 yaşındaydı.

kızlarının mürüvvetini görmüş...

torunlarının hepsinin mürüvvetini göremese de üniversiteyi kazanmalarını bitirmlerini görmüştü.

sıralı ölüm bu olmalıydı.

yaşayabileceğin tüm duyguları ne varsa bu hayata dair hepsini yaşayıp göç etmek bu dünyadan.

NUR İÇİNDE YAT DEDECİĞİM...

MEKANIN CENNET OLSUN...

KABRİN NURLA DOLSUN...

13 Ağustos 2010 Cuma

Kaç Saat Kaldı?

Du bakiim :))
Bir aksilik çıkmazsa Allah'ın izniyle tam tamına 5 saat :))
Ne yani sadece 5 saat mi kaldı gelmene sevgilim :))
Hazır mıyım daha değil :))
Fırında makarna yapacağım daha sana :))
çabukkk gellllll :))

Güzel Haberler :)

Bugün üniversite sınav sonuçları açıklandı.
İnşallah sınava giren herkes dilediği bölüme yerleşmiştir.
Teyzemin kızıyla amcamın kızının kızı sınava girmişti bizim ailede.
Heyecanımız çoktu.
Bugün hayırlısıyla güzel haberlerini aldık ikisinin de :)
Çok mutluyuz.
Kuzenim yani teyzemin küçük kızı bizim anne tarafındaki tekne kazıntımız ;
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü kazandı.
Çok mutlu oldum kuzum adına.

Asıl benim için en güzel sürprizi amcamın torunu yaptı.
Kızımız zaten 500 küsur puan yapmıştı Türkiye ilk 900' ünün içindeydi veeeeeeee
Bilkent Üniversitesi Yarı Burslu Mütercim Tercümanlık Bölümünü kazandı :)
Ailede ikinci aynı bölüm oldu böylece.
Küçük teyzemin büyük kızı da Hacettepe Mütercim Tercümanlıktan mezun.
O kadar sevindim ki çok iyi bir iş ve çok güzel para kazandırıyor.
Şimdi iki tarafta da sevinç tavan yapmış durumda :))
Bizim küçük kızlarımız büyüdü ve üniversiteli oldu şaka gibi :))
İnşallah ikisine de hayırlısıyla bitirip güzel bir iş bulmak nasip olur.


Tabi kuzenim kızı ankarayı kazanınca benim sevincim iki kat daha arttı:))
Zaten onun da ilk sözü sen ne zaman gidiceksin hayırlı haberler ne zaman dedi :)
Dedim sen git ben de gelicem arkanızdan :))
Artık ...... ablam ve kızı da Ankaralı olacak:) ne güzelllllll :))
İzmir'de de bir kapımız olacak :))

Hayırlı Olsun.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Bir Yıl Önce / Jandarma

Tam bir yıl önce bugündü.
Birliğine teslim olmuştun.
Benim yarim Zonguldak'ta jandarma jandarma diyip duruyordum :)
Sonra sen ocakta döndün asker ocağından...
Tam bir yıl önceydi...
Ne çok ağlamıştım...
Allah asker yolu bekleyen herkese hayırlısıyla kavuşmayı nasip etsin.
Bilirim zordur asker yolu beklemek.
Saatlerce elinde telefonla ha çaldı ha çalacak diye yüreğin ağzında yaşamak.

Çok şükür bitti gitti.

'' Hani demiştin ya bi nefeste diye...

O bir nefesi bir sen bilirsin bir de ben...

Seni seviyorum... ''

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Hayırlı Ramazanlar

11 AYIN SULTANI
Gerçekten de tüm iltifatları fazlasıyla hakeden bir ay başlıyor tüm müslüman alemi için.
Tüm inananlara bolluk, bereket, huzur ve sağlık dolu bir ramazan diliyorum.

Herkese HAYIRLI RAMAZANLAR....

10 Ağustos 2010 Salı

asma yaprağında sardalya

şimdi sardalyanın en güzel zamanı...
hele asma yaprağına sarılıp piştiyse...
hele bi de babam pişirdiyse mangalda...
missss....

6 Ağustos 2010 Cuma

arkadaşımın hediyesi yeni makyaj paletim


geçen akşam sözlenen arkadaşıma bugün söz tebriği için gittik annemle.
arkadaşım şırnak'ta öğretmenlik yapıyor orada makyaj malzemelerinin çok çeşitli ve hesaplı olduğundan bahsetmişti.
hatta sana da göndereceğim demişti de ben adresi yollamayıp bunu engellemiştim :)
gelirken bana bu makyaj paletini getirmiş canım arkadaşım.
sözden önce ikimiz de yazlıklardaydık orada görüşmüştük hediyesi kışlık evde kaldığı için bugün kısmet oldu bana vermesi.
çok güzel kapsamlı bir palet. içinde rimel hariç bütün makyaj malzemeleri var.
özellikle farların hepsi simli en çok buna bayıldım :)
bol bol teşekkür ettim ona.
aslında çok makyaj yapmıyorum uzun zamandır.
eskiden çok yapardım ama şimdi nedense çok zor geliyor makyaj yapmak.
arada dışarı çıkarken sadece rimel ve allık sürüyorum.
sevgilim de pek sevmiyor hatta hiç yapma makyaj böyle daha güzelsin diyor ama gene de ben bi tek o Ankara' dan geldiği zamanlar yapıyorum diyebilirim.
şimdi makyaj yaparken bu seti kullanacağım:)
kısmetse ilk olarak da arkadaşımın nişanında yeni makyaj paletimle yapacağım makyajımı.

5 Ağustos 2010 Perşembe

arkadaşım sözlendi dün gece...



dün gece en yakın arkadaşlarımdan biri sözlendi.
çok heyecanlıydı.
ilk defa en yakın bir arkadaşım sözleniyordu :)

biz bu arkadaşımla ortaokul ve liseyi anadolu lisesinde beraber okuduk.
bu eylülde arkadaşlığımız 13 seneyi geride bırakacak.
çocuktuk ufacıktık anadolu lisesine geldiğimizde şimdi herkes yavaş yavaş evlenmeye hazırlanıyor.
o günlerden geriye sadece 4 arkadaşım var kardeşim gibi sevdiğim sık sık görüşemesek de birbirimizi asla unutmadığımız.
ilk fireyi dün verdik :))

dün gece söz verildikten sonra mutfakta birbirimize sarıldık azıcık gözyaşı döktüm içim bi garip oldu.
inşallah hep çok mutlu olurlar.
6 yıldan beri süren mutlulukları daim olur inşallah...

dün bütün gün terzide kuaförde ve heryerde onun gelin kaprislerini çektim o kadar güzeldi ki :)

damat da okuldan arkadaşımız bizden bir üst dönemdi.
tebrik ederken bak dedim artık eniştemiz oldun sakın üzme kızımızı :))

ha bi de damadımız o kadar rahattı ki ablası gelinimiz biz hepimiz hayretler içinde onu izledik bütün gece :)
hele kahvesinden ilk yudumu aldıktan sonra bunun tuzu az olmuş demez mi :))
hem de bi yanında kayınpederi bi yanında kendi babası :)
öldük gülmekten:)

sonra söz bohçası açıldı.
dediler ..... sen aç aldım bohçayı elime neden ben dedim.
arkadaşımın babaannesiyle annesi sen aç gelinin en yakın arkadaşı komşusu bekar kim varsa o açar ki sıra ona gelsin dediler :)
sonra kayınvalide dedi ki bilmeden aldın eline bohçayı sıra sendeymiş demek ki :))
vallaha mı dedim içimden :))
daha da bi mutlu oldum açarken:)

bayramın 2. günü kısmetse nişanları olacak sonra canım arkadaşım taaa şırnak uludereye gidecek orada öğretmen malesef:(

inşallah herşey gönüllerince olur.

resimdeki tülbent de sözde bana ayırdıkları tülbent.
renklerini oyasını çok beğendim.
bu da sözden bana hatıraydı...

3 Ağustos 2010 Salı

Çiçekli elbise



Bol çiçekli yeni elbisem.
Kumaşını kış başında beşiktaş pazarından ilk görüşte bayılarak alıp hemen biçmiştim ve öylece bırakmıştım.
Şimdi yaz gelince çıkardım kenardan diktim.
Çiçekli böcekli:)
Baktıkça içim açılıyor resmen :))
Kendi kendime yetecek kadar basit modeller dikerek de olsa dikiş dikmeyi öğrendim az biraz artık :))
Bu kendime diktiğim üçüncü elbisem mesela diğerlerinin de fotolarını ekleyeceğim yavaş yavaş.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

ANKARA ' dan ...

27 Temmuz 2010
Annemlerin kaldığı odadan Ankara ...

sevgilim...
çok özledim...

27 Temmuz 2010 Salı

17 Temmuz 2010 Cumartesi

tatil... / yazlık...





SAROS...
Ben tatile gidiyorum en sonunda...
Alında çalışmayan bir insan için tatil mi olur evet olur.
Denizi görmek, o kokuyu içine çekmek , annemle babmın yetiştirdiği çiçeklere bakıp hayat bulmak, babamın arka bahçeye ektiği ahududulardan gidip gelirken ağzıma atmak, uzun mangal muhabbetlerimiz, yan komşumuzla bahçede her yaz bir kez muhakkak çiğbörek partisi vermek :) (ayrıca beni bekliyorlar bu seneki parti için :)) balkonda karpuz yemek nasıl bir zevktir denize karşı çok iyi bilirim.
Denize çok yakın bir yerde doğup büyüdüğüm için çok şanslı sayıyorum kendimi.
Çünkü doğduğum yazdan itibaren her yaz tatilini sahil kenarında geçirdik biz ailece.
Harika bir zevktir.
Üniversite hayatıma girdiğinden beri yazları çok düzenli gidemiyorum.
Bu sene de geçe kaldı gidiş.
Ama olsun annemle babam beni bekliyor olacaklar sarosun en güzel noktasında ...
Babam kesin akşama mangal için balığı almıştır şimdiden...


Tatile gidiyorum ama son 4 yazdır olduğu gibi yine aklım ankarada; canım sevgilim de burda olsaydı keşke diyerek geçerek günler.
O da olacak biliyorum.
AllAh'ın izniyle o güzel günler de gelecek inşallah...
inanıyorum.

Ben tatile gidiyorum :))



14 Temmuz 2010 Çarşamba

sevgilimin hediyeleri - hair plant man:)

Aslında bir hafta oluyor sevgilimin gönderdiği hediyeler elime ulaşalı.
Ama ablamın istirahati sebebiyle onlarda kaldığım için fotoğraf makinası yanımda değildi, ablamlarınki de bozuldu geçen hafta sonu.
Telefonumla çektiğim fotoları pc yi aktarmak için de sd kartım yanımda değildi üstüne ablamlarınki de ortalarda yoktu:)
Ay ne kadar çok olumsuzluk ve hepsi de beni bulmuş :))
Eve dönüp fotoğraflarını çekmem ne zamana kısmet olacak bilemediğim için netten bu ufacık resimleri bulabildim.

Sevgilimin bana bir hediye gönderdiğini biliyordum ama ne gönderdiğini bilmiyordum.
bir gün boyunca heyecanla bekledim.
Paket gelince bizim küçük paşa da ben de bayıldık bu sevimli çim kafalı adamlara:)
hatta ufaklık sürekli teyze ne kadar sevimliler dimiiiiii deyip durdu :)

Çim adamların kafalarının üzerindeki etiketleri henüz açıp çimlenmeye başlatmadım.
Çünkü evimizde açıp çimlenmelerini görmek istiyorum ama sevgilim aç da ufaklık da görsün deyip duruyor ama ben kıyamıyorum :))
Zaten paketin içinde iki tane olunca birisi küçük yakışıklımın olur, çocuğa değişiklik olur diye düşünmüş yeğenimin düşünceli eniştesi :))
İşte bu sevimli porselen çim kafalar evimizin ilk bibloları olarak çeyizde yerlerini aldılar :)
çeyize çim kafalı adam koyan ilk kişi ben olmalıyım :))



ikili paket halinde satılan setten bir bu oturan çim kafa çıktı.
bir de bu ayakta duran çim kafa çıktı:))


Canımıniçi seni çok ama çok seviyorum...
Ve bu sevimli sürpriz için çooook teşekkür ediyorum aşkım...
Ve farkındaysan senin canımıniçi bitişik yazılmaz demene inat bitişik yazılmadığını bildiğim halde böyle daha vurgulu olduğunu düşünerek bitişik yazıyorum :))
Teşekkür ederim bitanemmm....

12 Temmuz 2010 Pazartesi

dün...


dün yanımdaydın...
ellerin, ellerinin kokusu...
şimdiden özledim....
hem de çok özledim biliyor musun :))

9 Temmuz 2010 Cuma

ablam...

Ablam...
ben hep mızmızdım o hep güçlüydü.
ben ne zaman hastalanıp sızlansam o dalga geçerdi benimle nazlı bebek diye.
o hastalansa hiç mızmızlanmazdı benim gibi.
hatta kolay kolay hastalanmaz bile.
paşanın doğumuna sayılı günler kala aldığı onca kiloya rağmen, yürümekte zorlanmasına rağmen, taaa kavacıktan beyoğluna gitmek işkence olmasına rağmen hergün işe gidip gelen,
sabrına gücüne hep hayran olduğum ablam şimdi hasta...
dün öğleden sonra müdürünün baskısıyla çıkıp eve geldi.
normalde oğlunun doktor kontrolleri dışında izin falan almaz iş yerinden.
ama şimdi...
yaklaşık bir aydır bel ağrılarıyla kıvranıyordu.
son 10 gün içinde 3 farklı doktora çıktı ve hepsi de bel fıtığı başlangıcı dedi.
en son bugün gittiğimiz doktor istirahat şart başka türlü düzelmez, hazır başındasın bu hastalığı istirahatla ve ilaç yardımıyla iyileştirmemiz şart dedi.
doktorun odasından çıktığımızda benim o güçlü ablamın ağzından sadece bir cümle döküldü;
benim daha ufacık çocuğum var naparım ben...
gözyaşlarımız birbirimize karıştı.
içim yandı...
canım çok acıdı...
daha bir ay önce canımıniçi sevgilimin hastalığı yiyip bitirmişti beni ki hala da devam ediyor içimi yakmaya şimdi de ablamın hastalığı...


bu mübarek gecede Allah'ıma o kadar çok dua ediyorum ki canımın iki yarısına ve tüm bekleyen herkese şifa versin diye...

...........
sabah bizim ailenin kralı uyandığı gibi annesine gidip annecim belinin ağrısı geçti mi iyileştin mi demiş...

bu çocuk daha üç buçuk yaşında...

nasıl annesinin gözünün içine bakıyor...
..........

yarın bir doktorla daha randevusu var.
pazar bir emar daha çekilecek.
şans ki şu an bir haftalığına annemle ablamlara gelmiş bulunuyoruz.
biz gidene kadar inşallah ağrıları biraz olsun daha azalır.
inşallah...